Jeotermal Araştırmalar

geothermal

Jeotermal konsept model

Jeotermal akışkanlar içlerinde bulundukları ortamların sıcaklık, elektrik iletkenliği, basınç yoğunluk gibi fiziksel özelliklerinde belirgin değişiklikler meydana getirirler. Meydana gelen bu fiziksel değişimler jeotermal rezervuarların jeofizik yöntemlerle araştırmasına olanak vermektedir.

Jeotermal akışkan, içerdiği mineraller ve yüksek sıcaklık nedeni ile içerisinde bulunduğu kayacın elektrik iletimine karşı direncini düşürmektedir. Bu nedenle jeotermal araştırmalarda en çok kullanılan jeofizik yöntem elektrik ve elektromanyetik yöntemlerdir. Bu yöntemler kullanılarak yerin özdirenç haritası ve kesitleri çıkarılarak jeolojik yapılar ile ilişkilendirilir ve yorumlanır.

Yakın zamana kadar jeotermal araştırmalarda doğru-akım özdirenç yönteminin bir ölçü alım tekniği olan ‘Düşey Elektrik Sondajı-DES’ yaygın olarak kullanılmaktaydı. DES yöntemi sığ jeotermal yapıların belirlenmesinde oldukça etkili olmasına karşın yeterli mesafede elektrot açılımı yapılamaması yüzünden derin yapılar ile ilgili bilgi sağlanamamaktadır. DES tekniği ile toplanan verilerin 2-D ve 3-D yorumlanması ile ilgili eksiklikler bu yöntemin jeotermal rezervuarların belirlenmesinde yetersiz kalmasına neden olmaktadır.

Jeotermal aramalarda dünyada uzun yıllardır kullanılan MT/AMT yöntemi son yıllarda ülkemizde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Doğal kaynaklı elektromanyetik yöntemler kullanılarak yer içi 10 km ye kadar modellenebilmektedir. Zamana bağlı yığma olarak kaydedilen MT verilerinde çalışma hızı cihaz sayısı ile doğru orantılıdır. Jeotermal modellemeye uygun veri kaydı yapabilmek için her MT istasyonunda en az 16 saatlik ölçü kaydı yapılmalıdır.

2B MT kesiti (x-z) ve sondaj sonuçları

kesit2